13 Ocak 2014 Pazartesi

Yalnızlık (Loneliness)


Hakkında söylenecek çok şey var. Ama ben “söylemek” konusunda artık pek iyi değilim... Konuşacak çok şey var ama konuşmak istediğim insan artık yanımda değil. İnsan paylaşmak istiyor, insanoğlu bu göründüğünden daha zayıf ve narin... Tek başına kaldığı zaman dünyada, korkar, çekinir, özgüvenini kaybeder... Bir fil gibi haşmetli gibi görünür ama tek başına fareden bile korkar...



İzle:


The Innovation of Loneliness from Shimi Cohen on Vimeo.

Oyna:

Loneliness

Thomas Was Alone

The Company Of Myself

Oku:

Garfield Minus Garfield

Yalnızlık Atölyesi

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.
Orhan Veli Kanık









10 Ocak 2014 Cuma

Keşke Yine Çocuk Olsam Dediniz Mi? Kesin İzleyin!

İşte keşke yine çocuk olsam diyenlerin başına gelenler :D Bir firmanın reklam filmi için hazırladığı konseptin bizde istiyoruza getirtmesi.





Oyuncakların Tarihçesi

Oyuncak denilince kiminin aklına araba, kiminin aklına saçları güneş gibi parlayan bir bebek, kiminin aklına tahtadan bir at, kiminin ise bilgisayarlarda çeşitlikonsüller aracılığı ile oynadığı mekanizmalar gelir.
Küçükten Büyüğe herkes oyun oynamaktan hoşlanır.Kimi saatlerce bilgisayarda takımını turnuvadanturnuvaya sürüklerken, kimi kendi boyundakilerle ip atlar, küçük tencere ve fincanlarla evcilik oynar.
Oyun ve Oyuncağın tarihi ise insanlığın varoluşu kadar eskilere dayanır. Tarihimizde bilinen ilk oyuncak Mısırlılara aittir. M.Ö. beşinci yüzyıl başlarında Mısırlı çocukların, şimdiki yaşıtları gibi Tahta At’lara binmekten çok hoşlandıkları belgelenmiştir. Bütün çağlarda olduğu gibiçocukların ( bizim dönemimizde de öyle idi ) en önemli oyuncakları arasında hayvanların özel bir yeri vardır.
Tahta Atlar ve benzer hayvanların seri üretimlerine ise Almanya tarafından 1700’’lerde başlandığını söyleyebiliriz. Eski oyuncaklara ve oyuncak tarihine meraklı iseniz ve yolunuz Sonneberg / Almanya’’dan geçecek olur ise, AlmanOyuncak Müzesi’nin sizi büyüleyeceğine eminim. Bulunan en eski ve Oyuncak Bebek devrinin başlangıç hikayesininbaş rolünde ise Alman Heinrich Schiliemann vardır. Yunan Kil sanatı ile yapıldığı tahmin edilen oyuncak bebeğe “ Çıngırak Kil Bebek “ adı takılmıştır. Bu bebek, kildenyapılmış olup hareketli kol ve bacaklara sahipti.
1800′’lerin başlarında tahta eklemli, kalıpta işlenmişbebekler yapılmaya başlandı ve bu bebeklere de Sonneberg Bebekleri ismi takıldı. On dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar herhangi bir estetiği içermeyen bebekler, bu yüzyılın sonlarına doğru yuvalı eklemler, uyuyan gözler, süslü dekoratif elbiseler ve ses çıkartabilen bebekler olarak gelişmeye başladılar.
Oyuncakların gelişim ve beğenilme dengelerini masaya yatırdığımızda toplumların İlgi Değişimlerini de rahatlıkla izleyebiliriz. Örneğin; Ortaçağda çocuklar ağırlıkla şövalyeler, atlar, askerler ve bebekler ile oynarken, bugünlerde Astronotlar, Uçan Adam figürleri ve çeşitli silahlar ve değişik teknolojiler donatılmış olması da bir gösterge sayılabilir.
Ülkemizde ise oyuncak üretimi denildiği vakit ilk akla gelen Osmanlı Döneminin Eyüp Oyuncaklarıdır. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde 100 dükkan ve 105 nefer olarak Oyuncakçı Esnafı betimlemiştir.
Osmanlı Dönemi oyuncakçılarından bahsetmişken, o dönem çocuklarının ise en çok severek oynadıkları oyuncakları arasında, Çember, Tahta Araba, Dönme Dolap, Düdük, Tef, Dümbelek, Fırıldak, Top, Topaç, Şakşak, Kaynana Zırıltısı ve Aynalı Beşikleri sayabiliriz. Almanya’daki oyuncak müzelerinden bahsetmişken, yurdumuzda da önemli oyuncak müzelerinden bahsetmeden olmaz. Bunlardan en önemlilerini İstanbul, Antalya, İzmir ve Ankara’da gezebilirsiniz. Hadi kendinize bir iyilik yapın ve bu hafta sonu çocuklarınız veya arkadaşlarınız ile Geçmişe Bir Yolculuk yapıp, yakınlarınızdaki bir oyuncak müzesini ziyaret edin. Temin ediyorum haftanın stresini geçmişe ve çocukluğunuza giderek unutacaksınız.
Kaynakça:
Vikipedia
Sonneberg Oyuncak Müzesi
Ankara Ünversitesi Oyuncak Müzesi

JeeYoung Lee

JeeYoung Lee

Fotoğraflarında Photoshop ya da benzeri bir program kullanmayan, küçük stüdyosunda düş bahçesivari odaları yaratmak için haftalarını, bazen aylarını harcayan, her fotoğrafının bir köşesine de kendini yerleştiren Güney Koreli fotoğrafçı JeeYoung Lee ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek için tıkla




7 Ocak 2014 Salı

Ah Müjgan Ah - 1970 (Alıntıdır)

KAYNAK : Yedincisamuray
-Sen, sen varsın diye varım ben!
Yaşamak “Müjgân” diye bir şeydir benim için,
ölmek de “Müjgân yok” demektir.

Kendime Not - Bu dövmelerden birini yaptır







one life









Wine and Dine - Sırf bu yüzden gezmek istiyorum.


Yurtdışına gitme isteğimin 90% ı bunlar yüzünden. 

Küçüklüğümden beri hep enişteme özenmişimdir nedense. Mükemmel bir hayatı yok belki ama benim büyüyünce olmak istediğim yerdeydi.

Belki de tek sebebi dolabında sahip olduğu yüzlerce içki şişesiydi. Gittiği ülkelerden çok gelen hediye şişeleri ve gittiği yerlerde aldığı şişeleri anlatırdı eskiden. Ben de hayran hayran dinlerdim hep.

Ben de aynı rüyadayım şimdi. Bir koleksiyonum olsun istiyorum. İçinde kimsenin görmediği garip içkiler olsun. Kurtlusu, akreplisi, prinçlisi...

Elimde şimdilik bunlar var ama onları da içmeye başladım küçük bekar evimde. Durum iyiye gitmiyor anlayacağınız :) stoklarım tükeniyor. Bir daha gitme ihtimalim var mı bilmem ama eğer gidersem içtiğim şarapların aynısından 2 şer tane alıcam bu sefer... hem tadını merak edip hem de saklamak zor iş vesselam.